7/29/2013

Yeşil Bir Tatile Hazır mısınız?



Sıcak havanın varlığını hissettirdiği yaz aylarında, günlük hayatın sorumluluklarından kısa da olsa uzaklaşmak veya uzunca bir tatil için yola çıktığınızda hem kendinizin hem de geride kalan evinizin kendi başına çevreye zarar vermediğinden nasıl emin olabilirsiniz? Gelin, birkaç basit adımla, tatile giderken arkanızda nasıl “yeşil” bir ev bırakabileceğinize ve doğayla uyumlu tatil yapmanın yöntemlerine bakalım...

Evinizin siz uzaktayken arkanızdan sizin adınıza enerji harcamaya devam ederek hem doğaya hem de cebinize zarar vermesini istemezsiniz değil mi? Yola çıkmadan yapılması gerekenlerin en başında, gereksiz enerji sarfiyatının önüne geçmek için lambalar, bilgisayar ekranları, ve su ısıtıcıları da dahil olmak üzere tüm elektrik ve gazlı aletlerin tamamı ile kapalı olduğundan emin olmak geliyor. Bu noktada, esas kaynağından, yani duvardan kapatılmamış ekran ve benzeri aletlerin elektrik tüketmeye devam ettiğini hatırlatmakta yarar var.

Gidilecek yere ulaşım, tatil planlamasının önemli unsurlarındadır. Özellikle ülke içinde bir noktayı tercih ettiyseniz, aileniz, arkadaş çevreniz, çalışma arkadaşlarınız ve komşularınız dahil olmak üzere, gideceğiniz yere veya yakınlarına seyahat etmeyi planlayan tanıdıklarınızla araba paylaşabilir, gereksiz yakıt kullanımının önüne geçebilirsiniz. Ulaşımdan bahsetmişken, yeni bir yeri keşfetmenin en güzel yolunun yürüyerek olduğunu unutmadan, gittiğiniz yerde yürüyüş ve bisiklet gibi doğa dostu araçları tercih ederek hem ulaşımınızı eğlenceli bir hale getirebilir, hem de çevreye zarar vermemiş olursunuz.

Evinizdeki tüm fişleri kapadınız ve mümkün olan en doğa dostu ulaşım metodunu kullanarak gönül rahatlığıyla tatilinizi yapacağınız noktaya vardınız. Plastik poşetlerden tek kullanımlık kaplara, özellikle tatilde ne kadar daha fazla atığa neden olduğumuzun farkında mısınız? Yanınızda tekrar tekrar kullanılabilen ve hiç ağırlığı olmayan çantalarınızı getirerek bunun önüne geçebilirsiniz. Tatil boyunca aldığınız eşyaların pakletlemelerinin çoğu zaman geri dönüştürülebilir olduğunu unutmayın. Özellikle yurtdışında sıkla görebileceğiniz geri dönüşüm noktalarına bu atıkları türlerine göre ayırarak bırakabilir, geri dönüşümlerine katkıda bulunabilirsiniz.

Kültürümüzün de bir parçası olan hediye vermek, çoğu zaman tatil sonu eve dönüş yaklaştıkça akıllarda “acaba tanıdıklara ne hediye geri götürsem” sorusunun belirmesine ve bir telaşla, gerekli gereksiz bir hediye arayışına düşülmesine neden olur. Gittiğiniz yerlerden sevdiklerinize birkaç gün içerisinde heyecanı geçecek ve çok da bir fonksiyonu olmayan süs eşyaları almak yerine daha kullanışlı ve dayanıklı hediyelere yönelebilirsiniz. Bu noktada, piller ve özellikle de tek kullanımlı piller ile çalışan aletlerden uzak durmakta yarar var. Hediye arayışı boyunca çevre dostu ürünleri tercih ederek hem çevreye, hem de geleceğe yatırım yapmış olursunuz. Aldığınız ürünleri yeni hediye kağıtlarına sarmak yerine, gittiğiniz yerin geziniz boyunca yararlandığınız kullanılmış bir haritasına, ya da o bölgedeki yerli ürün ve alışkanlıkları anlatan broşürlere sarabilir, hem yaratıcılığınızı hem de çevreye olan duyarlılığınızı gösterebilirsiniz!

Tatilden geri döndüğünüzde evinizi iyice havalandırarak siz uzaktayken eve sinen toz ve benzeri kirlilikten arındırabilirsiniz. Sadece eve geri dönüşünüzde değil tatil boyunca da kullandığınız kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin mümkün oldukça kimyasallardan arınmış ve doğa dostu olduğundan emin olmak sağlığınıza iyi gelecek. Dolabınızda duran biraz karbonat veya sirkeyi kullanarak evde hazırlayabileceğiniz temizlik ürünleriyle harikalar yaratabileceğinizi unutmayın.

Ve gerçekten dinlenmek, günlük hayttan biraz olsun uzaklaşmak istiyorsanız, cep telefonu ve bilgisayar dahil tüm elektronik aletleri yanınızda getirip getirmemeyi bir kez daha düşünün! Acil durumlar dışında, hayatınızı saran bu elektroniklere düşündüğünüz kadar ihtiyacınız olmadığını göreceğinize eminim...


Çise Ünlüer (28 Temmuz 2013)
ciseunluer@gmail.com

7/26/2013

Tehlikenin Kod Adı: E951



Bugün sabah kahvaltısında tükettiğiniz meyvenin veya çikolatalı sütün içerdiği şeker miktarını biliyor musunuz? Peki öğlen yemeği yanında içtiğiniz kolanın? Nerdeyse hergün tükettiğiniz gıdaların içindeki zararlı kimyasallar kadar tehlikeli olan şeker konusunda gereken bilince sahip olmanın zamanı geldi!

Gıdaların içerdiği şeker miktarına çok çabuk bakacak olursak, 1 litre kola 108 gram (27 küp), 1 bardak Nesquik çikolatalı süt 29 gram (7.25 küp), 1 kutu Redbull 27 gram (6.75 küp), 1 elma 23 gram (5.75 küp), 1 porsiyon dondurma 21 gram (5.25 küp), 1 porsiyon mor üzüm 20 gram (5 küp), 1 dilim karpuz 18 gram (4.5 küp), 1 muz 17 gram (4.25 küp), 1 şeftali 15 gram (3.75 küp), 1 porsiyon çilek 7 gram (1.75 küp), 1 porsiyon mısır 5 gram (1.25 küp), 1 porsiyon havuç 4 gram (1 küp), 1 porsiyon ketçap ise 4 gram (1 küp) şeker içeriyor.

Şekerden bahsetmişken, bugün dünyanın dört bir yanında gıda ve ilaç sektöründe yaygın bir şekilde kullanılmasına rağmen sağlığımız üzerindeki büyük tehlikesinin farkında olmadığımız bir zehire dikkatinizi çekmek istiyorum: Aspartam, kod adıyla E951.

Normal sofra şekeri sükrozdan yaklaşık 200 kat daha tatlı olmasına rağmen suni bir tatlandırıcı olduğu için az kalorili olan aspartam laboratuvarda üretilen bir ürün. İçerisinde, bir tür amino asit olan ve insan vücudundaki sinir hücrelerini uyararak ölümlerine sebep olan bir toksik maddeye dönüşen aspartik asit, tüketildiği zaman metabolizmamız tarafından kanserojen bir maddeye dönüşen fenilalanin, ve yanıcı maddeler ve kaçak içki yapımında kullanılan öldürücü bir nörotoksidan olan metanol (metil alkol) bulunyor.

İçerdiği maddeleri öğrenince çok da iç acıcı duyulmayan aspartam tüketiminin neden olduğu rahatsızlıklar arasında baş ağrısı ve dönmesi, mide bulantısı, kas spazmları, nöbet, uyuşma, kilo artışı, deri döküntüsü, depresyon, yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, uykusuzluk, görme bozuklukları, işitme kaybı, nefes zorluğu, konuşma bozukluğu, tat kaybı, hafıza kaybı ve eklem ağrıları geliyor. Bu ürünle ilgili yapılan bilimsel çalışmalar, aspartam kullanımının beyin tümörleri, MS, Parkinson, Alzheimer, mental gerilik, doğum kusurları, farklı kanser türleri ve diyabeti de tetikleyebileceğini kanıtlıyor.

Bu kadar zararlı bir madde olmasına rağmen halen gıda katkısı olarak kullanılan aspartamın keşfedildiği 1965 yılından beri maymun ve fareler başta olmak üzere çeşitli hayvanlar üzerinde yapılan testlerde bu canlıların ya ölümüne ya da beyinlerinde tümör oluşumu veya delik açılması gibi ciddi sorunlara neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanır. Buna rağmen, Amerika Birleşik Devletleri'nin Sağlık Bakanlığı'na bağlı Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)’dan onay almak için uğraşan gruplar, birbirinden yanıltıcı test sonuçları ve tutarsız bulgular ile birçok kez reddedilmelerine rağmen vazgeçmez. Gerçekleri saptırarak ve sayısız kirli politika oyunları çevirerek, 1981 yılında, o güne kadar yapılan tüm bilimsel çalışmaları görmezden gelen bir kararla aspartamın güvenli bir gıda katkı maddesi olarak kuru gıdalarda kullanılması onaylanır.

Aspartamın onayından büyük çıkarlar elde eden şirket ve bireyler burda durmaz. 30 derecelik bir ısıda çok iyi bilinen toksinler DKP (Diketopiperazin) ve formaldehite dönüştüğünü ve canlı sağlığı için büyük bir tehlike oluşturduğunun bilinmesine rağmen, 1983 yılında bu kimyasalın gazlı içeceklerde de kullanılması için onay verilir. Ve 2 yıl sonra, bugün GDO’lu yiyecekleri hayatımıza sokan Monsanto, aspartamın patentine sahip olan şirketi satın alır. Monsanto’nun zehirli çıkarları için yaptığı talepler karşılıksız kalmaz ve birkaç yıl içinde aspartam üzerindeki tüm kısıtlamalar kaldırılarak bugün markette gördüğünüz tüm gıda ve içeceklerde kullanılması onaylanır.

İnsanların kişisel çıkarları için sınır tanımadan ve bile bile milyonlarca insanı zehirlemeyi göze alması inanılmaz korkutucu bir gerçek! Bu durumda farkındalık yaratmak ve mümkün oldukça bu maddeyi içeren gıdalardan uzak durmak gerekiyor. E951 olarak da bilinen aspartam, bugün birçok ülkede satılan tadlandırıcılarda karşımıza çıkıyor. Bunların arasında yabancı ülkelerde Equal, Spoonful, NutraSweet, Canderel, ve AminoSweet; Türkiye’de ise Aspartil, Diyet-Tat, Nutra-Tat, Sanpa gibi ticari adlar altında binlerce yiyecek ve içecek geliyor.

Hayatınızı karartma potansiyeli gayet yüksek olan bu zehirden uzak durmak istiyorsanız, ki istememeniz düşünülemez, vazgeçmeniz gereken ürünlerin başında diyet kolalar da dahil olmak üzere herhangi diyet ya da şekersiz olduğu iddia edilen gazlı ve meyveli içecekler geliyor. Bunların yanında şekersiz sakızlar, nane şekerleri, şekerler, çikolatalar, kahvaltı gevrekleri, yağsız veya az yağlı meyveli ve normal yoğurtlar, hazır tatlılar, pudingler, çikolatalı veya meyveli sütler, kakaolu içecekler, dondurmalar, soslar, ketçap, reçel ve marmetlar, hazır kahveler ve bazı çaylar, kahvelere eklenen şuruplar, tatlandırılmış soğuk çaylar, tatlandırılmış sular, ve proteinli içecekler de kesinlikle içindekiler okunmadan tüketilmemesi gerekenlerin başında geliyor.

Ne yazık ki bu zehirin kullanım alanları gıda sektörü ile sınırlı değil. Ağız sağlığımız için vazgeçilmez olan çoğu diş macunları ve gargaralar da aspartam içeriyor. Riskli olan bir diğer alan ilaç sektörü. Biraz araştırınca, demir eksikliği, hamilelik, veya menopoz dönemlerinde kullanılanlar da dahil olmak üzere normal, çiğnenen veya suda eriyen vitaminler, en basit soğuk algınlığı ilaçları, balgam sökücüler, laksatifler, pastiller, migren ilaçları, antibiyotikler ve antidepresanları da içeren uzun bir aspartamlı ilaç listesi ile karşılaşıyoruz.

Sağlığınızın kontrolü elinizde olsun istiyorsanız, aspartam (E951)’den uzak durmakta yarar var. Bunun için atılacak ilk adım bu bilgiyi mümkün oldukça paylaşarak tüm halkımızda gerekli farkındalığı sağlamak ve bir sonraki market alışverişinizde gıda etiketlerini detaylı okuyarak neyin güvenli neyin zehirli olduğunu belirlemek!


Çise Ünlüer (14 Temmuz 2013)
ciseunluer@gmail.com

7/10/2013

Yenilenebilir Planlar



Dikkat çeken yenilenebilir enerji girişimlerinden bir tanesi Avrupa’da en çok rüzgar enerjisini üretmesinin yanında, güneş enerjisinde de lider Almanya ile yarışan İspanya’da gerçekleşiyor. Andalusia bölgesinde 480 dönüm arazi üzerinde kurulan Gemasolar güneş enerjisi santrali, 7 gün 24 saat elektrik üretme özelliği ile dünyada bir ilk oluşturuyor. Nasıl mı?

Enerji depolama kapasitesi ile dikkat çeken Gemasolar, gün boyunca ürettiği enerjiden faydalanarak gece de elektrik üretimine devam ediyor. Sistemin çalışması için her biri 120 metre kare olan 2600 güneş paneli toplu halde güneşten gelen ışınları toplayarak kuleye iletiyor. Bu noktada elde edilen enerji bin kat daha yoğun hale getirilip, yüksek sıcaklıklarda erimiş tuzla dolu depolarda saklanıyor. Tuzun burdaki esas fonksiyonu elektrik üretimini mümkün kılan türbinlerin dönmesi için gereken buharın üretilmesini sağlamak.

Gemasolar, güneş enerjisi üretiminde artık güneşe bağlı kalınmasının gerekli olmadığının iyi bir örneği. Bu özelliğe sahip olmayan santrallere kıyaslandığı zaman yüzde atmış (60%) daha fazla enerji üreten Gemasolar, yılda 6400 saat elektrik üreterek bugünkü kapasitesi ile 30 bin evin ihtiyacı olan enerji miktarını sağlayabiliyor. Bu aynı zamanda binlerce ton karbondioksitin atmosfere salınmasının engellendiği anlamına da geliyor.

200 milyon Euro’luk santralin gerçekleşmesinde İspanyol şirketlerinin yanında Abu Dabi merkezli Masdar şirketinin de payı var. Gemasolar için yapılan harcamaların, santralin verimli üretimi sayesinde 18 yıl içinde karşılanması bekleniyor. Özellikle Avrupa ülkelerinin yüzleşmek durumunda kaldığı ekonomik krizde İspanya için büyük bir tasarruf getirisi olacağı düşünülen santralin, ülkenin ekonomik yaralarını sarmasında önemli bir rol oynayacağı kesin.

Yenilenebilir enerji girişimlerinde Avrupa’ya hızla yaklaşan Orta Doğu ülkelerinin fosil yakıt rezervlerinin sonsuza kadar gitmeyeceğinin farkına varması ile yenilenebilir enerji sektöründe yaptığı yatırımlardan bir tanesi Abu Dabi’de kurulan dünyanın en büyük güneş paneli tesisi. Gemasolar’da da payı olan Masdar ile Fransa’nın Total ve İspanya’nın Abengoa şirketlerinin bir araya gelmesi ile kurulan Shams Power Company, 258 bin parabolik aynadan oluşan 100 MW kapasiteli enerji santrali sayesinde 20 bin eve yetecek kadar güneş kaynaklı elektrik üretebiliyor.

4 kilometre karelik bir alana kurulan santralde kullanılan aynalar, güneş ışınlarını çok daha etkin bir şekilde yakalayarak enerjiyi tek bir noktaya odaklayabilecek şekilde tasarlandıklarından, burada toplanan enerji yine odak noktasından dağıtılabiliyor. Parabolik aynalarda toplanan güneş ışınlarının, aynaların merkezinden geçecek şekilde ayarlanmış sıvı dolu borulara odaklanması ile ısınan sıvı buhara dönüştürülüyor. Bu şekilde üretilen buhar ise türbinleri döndürerek elektrik üretilmesini sağlıyor. Shams 1 adı verilen santralin kullanımı sayesinde her yıl 175 bin ton karbondioksitin atmosfere salınmasının önüne geçilecek. Bu girişim, 1.5 milyon ağaç dikilmesi veya trafikten 15 bin aracın kaldırılması ile aynı etkiye sahip.

Güneşe ek olarak etkisi tüm dünyayı saran bir diğer yenilenebilir enerji kaynağı rüzgar. 2012 yılında tüm dünyada yapılan toplam 60 milyar Euro’luk yatırım ile rüzgar enerjisinde patlama yaşandı ve yıl sonu itibarı ile küresel rüzgar elektriği kapasitesi 282 milyar vata ulaştı. Bu alanda başı çeken ülkeler arasında 75 gigavatlık üretimi ile Çin’in ardından ABD, ve Avrupa ülkeleri geliyor.

Rüzgar enerjisi, çevre dostu olmasının yanında yerli enerji kaynağı olduğundan ithal edilmesi gerekmiyor. Bu nedenden dolayı artık bu alanındaki yatırımlar sadece gelişmiş ülkelerle sınırlı değil. Bugün Romanya, Polonya, Estonya, Ukrayna, Brezilya ve Meksika gibi Doğu Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinin de rüzgardan elektrik üretmesi ile rüzgar enerjisinin dünyadaki kullanımı hızla artıyor. En hızlı büyüme, açık denizlerde 7 megavat gücüne kadar varan büyük türbinlerin birleştirilip rüzgâr çiftlikleri kurulmasıyla oluşuyor. Öte yandan küçük yerleşim yerlerinin elektrik ihtiyacını karşılamak için kurulan tesislerde de önemli gelişmeler sağlanması ile küçük türbin piyasasında da büyüme gözlemleniyor.

Gittikçe düşen maliyetler sayesinde önümüzdeki 20 yıl içerisinde rüzgar enerjisinden elde edilen elektrik miktarının 10 kat artması bekleniyor. Buna göre dünyada kullanılan elektriğin yüzde otuz (30%)'u rüzgardan elde edilecek. Yani dünya, Danimarka’nın bugün rüzgardan ürettiği enerjinin toplam enerjiye olan oranı ile aynı seviyeye gelecek.

Ülkemizde de yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde kullanımı, karbon emisyonlarının düşürülmesi ve sürdürülebilir gelişime katkıda bulunan projelerin gerçekleşmesi, bu alandaki potansiyelimizi farketmemiz açısından önemlidir. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisi potansiyelinin yüksek olduğu noktalarda elektrik enerjisi tüketiminin kısmen bu yenilenebilir kaynaklardan sağlanması kaçınılmazdır. Bir yandan da enerji harcamalarını azaltacak bilincin halkımızda yerleşmesi, yenilenebilir enerji ile ilgili mevcut akademik çalışmaların geliştirilmesi, güneş santralleri ve rüzgar türbinlerinin performans ölçümlerini yaparak sertifikalandıracak bir sertifikasyon merkezine yönelik altyapı oluşturulması, ve enerji alanında sağlanan tasarrufun altyapı, eğitim, ve araştırma çalışmalarına aktarılması gerekir.


Çise Ünlüer (7 Temmuz 2013)
ciseunluer@gmail.com

6/29/2013

Doğal Temizlik ve Kişisel Bakım İpuçları



Hala daha evinizdeki temizlik ve kişisel bakım dolabı birbirinden zararlı kimyasallar içeren ürünler ile doluysa, bu yazının işinize yaraycağından emin olabilirsiniz!

Elinizin altında evde rahatlıkla hazırlayabileceğiniz birkaç temizlik formülü bulunsun istiyorsanız, çok uzaklara bakmaya gerek yok. En basit temizlik ürünlerinden biri için sadece 1 litre sirke, portakal, ve limon kabuğu yeterli. Kapalı bir kavanozun içerisine yerleştireceğiniz bu malzemeleri 2 hafta kadar beklettikten sonra kalın bir süzgeçten geçirip evde boş duran bir sprey şişesine yerleştirerek kullanmaya başlayabilirsiniz.

Süzme işlemi için yeterince kalın bir tülbent kullanmak, karışım içerisindeki tortu ve benzeri kalıntıların ayrılması için önemli. Marketlerde satılan zararlı ürünlere kıysala hiçbir kimyasal madde içermeyen bu güzel kokulu, anti-bakteriyel karışımı eveki tüm yüzeylerde rahatlıkla kullanabilirsiniz. Hatta biraz yaratıcılığınızı devreye sokmak istiyorsanız portakal ve limon yerine lavanta ve nane gibi kokusunu beğendiğiniz diğer bitkilerden de yararlanmayı deneyebilirsiniz.

Gelelim bir diğer pratik karışıma. Yine mutfakta kullandığınız limon ve portakalın kabuklarını çöpe atmak yerine, yaklaşık yarım kilo kadarını 50 gram doğal şeker veya pekmez ile karıştırarak bir kavanoza yerleştirin. Daha sonra bu karışıma biraz su ve 1 kaşık hamur mayasını ekledikten sonra kavanozu kapatarak çalkalayın ve oda sıcaklığında 2 hafta kadar bekletin. Bu süre boyunca kapağın kapalı kaldığına emin olmak gerekir ancak arada bir içeride oluşan gazın çıkması için kapağı gevşetip çok beklemeden tekrar kapatmakta yarar var.

Bu noktada karışımın ilk birkaç gün kötü koku yayabileceğini hatırlatmak gerek. Ancak birkaç gün sonra bu kokunun yerini şekerli meyve kabuklarının kokusu alıyor. Bu noktada hazırladığınız karışımı bir tülbentten geçirerek hem bulaşık ve çamaşırlarınızı yıkamak için, hem de banyo ve tuvalet dahil olmak üzere evinizin tüm noktalarında temizlik amaçlı kullanabilirsiniz. Özellikle yaz ayları ortaya çıkan böcek ve karıncaları evinizden uzak tutmak için de bu karışımı lavabo ve küvet borularına biraz dökebilirsiniz. Bir kaşık karışımı 1-2 litre suda karıştırarak evinizdeki bitkilere gübre olarak ekleyebilir, arabanızın tertemiz görünmesini sağlamak için yine benzer bir oranda yıkama suyuna karıştırıp kullanabilirsiniz. Bir de organik tarım sonucu yetişmeyen tüm meyve ve sebzelerin üzerindeki ılacın sadece su ile yıkayarak çıkmayacağını unutmayarak, bu karışımı biraz su ile karıştırarak güvenli bir şekilde yiyeceklerinizi yıkayabilirsiniz.

Evinizin konforunda hazırlayabileceğiniz bir diğer doğa dostu temizlik ürünü için ise gereken malzemeler su, beyaz üzüm sirkesi, doğal bir antibakteriyel olan limonotu veya çay çiçeği esansiyel yağı, ve doğa dostu bir bulaşık deterjanı. Evde boş duran bir sprey şişesinin yarısını su, diğer yarısını ise üzüm sirkesi ile doldurdukan sonra bu karışıma 1-2 kaşık yağ ve bir damla doğa dostu deterjan ekleyin. Mutfak ve banyo dahil olmak üzere evdeki tüm yüzey ve beyaz eşyaları temizlerken rahatlıkla kullanabileceğiniz bu ürünün en güzen yanlarından biri, tüm malzemeler karıştırıldıktan sonra hemen kullanıma hazır olması.

Evde hazırlanan çoğu temizlik ürünü için ihtiyacınız olan esas ürünlerden biri zaten evde farklı alanlarda kullanmak için bulundurduğunuz karbonat. Amaç ister ekmek kabartmak ister temizlik olsun, antiseptik ve mantar önleyici özellikleri ile karbonat hayatı kolaylaştıran bir ürün. Karbonatın farklı kullanım alanlarını arıyorsanız çok düşünmeye gerek yok. Örneğin birkaç kere yıkamanıza rağmen bardaklarınızdan çıkmayan çay ve kahve lekelerini ortadan kaldırabilir, sizi zamanla buzluğunuzda ve evin farklı noktalarında oluşan kötü kokulardan kurtarabilir. Ama karbonatın işlevleri bunlarla sınırlı değil...

Özellikle bugün market raflarında duran onlarca konvansiyonel diş macunu arasından “daha beyazlatıcı”, “daha kendinden emin gülüşler için” olanlarını seçmeye çalışırken aslında en önemli özelliği unutuyoruz. Bu ürünlerin neredeyse tümü ciddi hastalıklara neden olan sodyum laorik sülfat ve diyoksan içerir. Dişlerinizi temizlemek amaçlı fırçanıza sıktığınız diş macunun sizi yavaş yavaş zehirlemesinin önüne geçmek istiyorsanız, karbonatın doğal temizleyici gücü ile tanışın! Ağız kokusunu ortadan kaldırmak için de kullanılan karbonatı organik diş macunu kullanıyorsanız bile fırçanızın üzerine biraz ekleyerek gücünü artırabilirsiniz.

Bugün banyonuzda duran kozmetik ürünlerin arkasını çevirip hangi maddeleri içerdiklerine çok çabuk bir bakarsanız, birbirinden tehlikeli kimyasalın her gün deriniz tarafından emilip kanınıza karıştığını göreceksiniz. Yüzünüzü yıkamak için karbonatı tercih ederek, hem bu kimyasallardan uzak durabilir, hem de cildinizi temiz ve nemli tutabilirsiniz. Yüzdeki aknelerin tedavisinde de karbonat ve su karışımı kullanabilirsiniz. Karbonatı biraz daha çekici kılmak için bal veya zeytin yağı ile karıştırabilir, doğanın bize bir hediyesi olan bu ürünlerin sayısız faydalarından yararlanabilirsiniz.

Kadın erkek demeden her gün kullandığınız deodorantınızın daha zararsız olan versiyonu ile tanışmak istiyorsanız, birkaç kaşık karbonatı, birkaç damla kokusunu sevdiğiniz bir esansiyel yağla karıştırıp koltuk altı bölgenize uygulayabilirsiniz. Başlamışken tam anlamıyla doğal bakım için bir kaşık karbonatı bir bardak sıcak su ile karıştırarak önceden ıslattığınız saçınıza şampuan yerine dökün. Birkaç dakika sonra duruladığınız saçınızın doğal bir şekilde temizlendiğini görmek büyük bir rahatlık!

Alkalin etkisi sayesine mide ağrıları, gaz, ve diğer mide rahatsızlıklarına neden olan asitli ortamı denegeleyen karbonatı ılık su ile karıştırarak da içebilirsiniz. Uzun bir gün sonunda evde banyo keyfi yapmak istiyorsanız, banyodaki suya biraz karbonat katarak, başka hiçbir ürüne ihtiyaç olmadan yumuşak bir cilde kavuşabilirsiniz.


Çise Ünlüer (30 Haziran 2013)
ciseunluer@gmail.com

6/22/2013

Pozitif Su ve Barışçıl Güneş



Özellikle son yıllardaki kontrolsüz kullanım sonucu neredeyse son damlasına kadar tükettiğimiz doğal kaynaklarımız azaldıkça, geleceğe aydınlıkla bakabilme seçeneğimiz de gittikçe ortadan kalkıyor. Yakın zamanda eksikliğini yaşayacağımız tartışmasız en önemli kaynak: su. Dünyanın birçok yeri gibi su sıkıntısı yaşayan Hindistan’ın Teknoloji Enstitüsü’nde görev yapan araştırmacılar, bu soruna bir nevi çözüm olabilecek bir buluşa imza attı. Gümüş nano parçalarının bir araya gelmesi ile oluşturdukları alüminyum alaşımlı filtrenin, Hindistan dahil olmak üzere dünyanın her noktasında içilebilir düzeyde temiz su elde etmek için kullanılabilmesi bekleniyor.

Su ile temas boyunca nano parçacıkların oksidize olmasıyla meydana gelen iyonlar, suda bulunan türlü virüs ve bakterileri ortadan kaldırırken, kurşun ve arsenik de dahil olmak üzere farklı kimyasalları nötrleştirebiliyor. İki dolar gibi düşük bir maliyete sunulan 120 gram ağırlığındaki bu filtre, bir aileye bir yıl boyunca tasarımcısı tarafından “positif su” olarak tanımlanan temiz içme suyu sunabiliyor. Esas olarak yoğun nüfuslu ülkeler için tasarlanan ürünün içerdiği nano parçacıkların üretiminde 1 litre su kullanılırken, her bir üründen 500 litre temiz su elde edilebiliyor.

Gelelim dünyadaki yenilenebilir enerji haberlerine. Bugün konumuz, çevre ve sağlığımızı olumsuz etkileyen kömür ve petrol gibi fosil yakıtların gayet kısa  ömürlü olduklarının kabüllenilmesiyle gittikçe artan bir ilgi gören yenilenebilir enerji türleri arasında en güçlü kaynak olan güneş. Diğer yenilenebilir enerji türleri gibi güneş enerjisi, zararlı gaz salınımlarını ortadan kaldırması ve küresel ısınmanın yavaşlatılmasına aktif olarak katkıda bulunmasını yanında, uygun olan her çatıya ve zemine kurulabildiği için büyük rağbet görüyor. Bugüne kadar hep Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin güneş enerjisi kullanımında lider pozisyonda olmasına alıştık. Ancak tüm dünyaya sağladığı üretim hizmetleri ile ekonomisi gittikçe büyüyen Çin başta olmak üzere farklı Asya ülkelerinin yenilenebilir enerji alanındaki girişimleri de göz ardı edilecek cinsten değil.

Avrupa geneline kısaca bakacak olursak, Almanya, ülke genelinde evlerin damlarına kurulan 8 GW kapasitedeki güneş panelleri ile dünyada güneş enerjisinde lider pozisyonunda. Avrupa Güneş Pili (Fotovoltaik) Sanayi Birliği (EPIA)’nin verilerine göre 2012 yılında 70 GW miktarında sağlanan güneş kaynaklı enerjinin 12 GW’si son yıl kurulan güneş enerjisi sistemlerinden elde edildi. Bu girişimle rüzgar ve doğal gaz gibi kaynaklardan üretilen enerji miktarını geçen güneş kaynaklı enerji miktarının, 2013 yılında kurulacak ve 28-47 GW arası enerji üretme kapasitesindeki yeni güneş enerjisi santralleri ile daha da artması bekleniyor.

Öte yandan bu alanda çok da geri kalmayan Çin ve geçen yıla oranla beş katına çıkan güneş enerjisi üretimi ile Hindistan gibi Asya ülkeleri, gittikçe artan güneş enerjisi kullanımı ile geleceğin yenilenebilir enerjide olduğunu onaylıyor. Artan rağbette  gittikçe düşen maliyetlerin rolü büyük. Örneğin, hiçbir zaman çok da güneş almayan Almanya’da 1990’ların başlarında 1 Euro’ya mal olan 1 kW’lık güneş enerjisi, bugün 10 cent’den de daha düşük miktarlara elde ediliyor. Düşük maliyetlerle doğru orantılı olarak dünyadaki toplam güneş enerjisi panellerinin, zamanla geliştirilen ileri üretim teknikleri ve verimli teknolojiler sayesinde 2015 yılına kadar bugünkü sayısının iki katına çıkması bekleniyor.

Artan güneş talebinde büyük rol oynayan ülkelerden bir diğeri Türkiye. Her ne kadar ülkede baş gösteren düzensizlik ve karmaşık bürokrasi yatırımcıları zorlasa da, Türkiye avantajlı coğrafi konumu sayesinde verimli güneş enerjisi kaynaklarına sahip. Gereken yasal düzenlemelerin yapılması ve bu alandaki belirsizliklerin ortadan kaldırılması ile Konya’da kurulan ilk büyük Güneş Enerjisi Santrali (GES) gibi benzeri yatırımların sayısının artması kaçınılmaz. Öngörülen büyüme oranı gerçekleşirse, güneş enerjisinin binlerce insana iş fırsatları yaratacağı ve bu kaynaktan yararlanmayı bilen ülkelerin ekonomilerine büyük katkı koyacağına kesin gözle bakılıyor.

Bu alanda yatırım yapmak isteyenler birçok farklı nedenden avantajlı konumda. İlk olarak, güneş kaynaklı kendi elektriğini üreten işletmeler, bu süreç boyunca piyasadaki elektrik fiyat artışından etkilenmeyecek. Kullanıldıkları süre boyunca duman veya ses gibi kirliliklere neden olmayan ve kurulduktan sonra da nerdeyse hiç bakım istemeyen fotovoltaik paneller, yağmur suyu ile bile temizlenecek kadar pratik ve sorunsuz bir kullanım sunuyor. Bugün bilinen diğer enerji üretim sistemlerine göre çok daha hızlı bir şekilde kurulmalarının yanında, avaraj 30 senelik kullanım ömrü sunan paneller, kullanım sonrası parçacıklarına ayrılarak geri dönüşümlü bir şekilde yeni panellerin üretiminde de kullanılabildiklerinden gayet çevre dostu. Üstelik bu kaynaktan yararlanan çalışma yerleri, yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih ederek kullanmadıkları karbon salım haklarını sertifikalandırarak hava yolları gibi karbon kredisi almak isteyecek olan türlü şirketlere satabilecek, ve bu şekikde de ayrı bir gelir elde edebilecek.

Güneş enerjisinin tüm bunların üstünde gelen en önemli özelliğini unutmamak gerek... Yıllardır birçok masum insanın sonunu getiren petrol, doğal gaz, kömür, ve nükleer enerji kaynaklarından farklı olarak güneş enerjisi, tamamı ile barışçıl!


Çise Ünlüer (23 Haziran 2013)
ciseunluer@gmail.com

6/14/2013

Yeşile Dönüş



Her gün biraz daha kirlettiğimiz dünyayı biraz daha yaşanılır kılmak, gelecek nesillerin devamlılığını mümkün kılan yeterli kaynakları sağlamak için günlük hayattaki bazı adımlarımızı gözden geçirmek ve mümkün olan yerlerde küçük değişiklikler yapmak yeterli. Gelin daha yakından bakalım...

Hayatınızı daha yeşil yapmak için birkaç küçük adım arayışındaysanız çok uzaklara bakmanıza gerek yok. Örneğin, desteklediğiniz bir görüşün ele adındığı bir protesto yürüyüşüne katılarak doğruluğuna ve dünyayı daha iyi bir noktaya getireceğine inandığınız bir hareketin parçası olabilir, çevre konusundaki girişimlerini takdir ettiğiniz birey veya kurumlarla iletişime geçerek nasıl destek olabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Fırsat buldukça sevdiklerinize çevreye duyarlı olmaları yonunda tavsiyeler verebilir, bu konuda fikir alışverişinde bulunabilirsiniz. İnternette karşınıza çıkan yeşil bloglar arasında en beğendiklerinizi sosyal paylaşım sitelerinde veya e-posta ile arkadaşlarınızla paylaşabilir, yararlı bilgilerin daha çok insana ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

Sosyal hayatınızı da daha doğa dostu bir hale getirmek istiyorsanız, tek yapmanız gereken boş vakitlerinizi mümkün oldukça doğa ile iç içe geçirebileceğiniz ortamlar yaratmak. Mesela arkadaşlarınızla bir sonraki buluşmanızı pikniğe uygun bir alanda geçirebilir, ormanda veya sahilde yürüyüşler yaparak ülkemizin doğal güzelliklerine zarar vermeden doğa ile iç içe olmanın keyfini çıkarabilirsiniz. Yolda yürürken gözünüze takılan plastik ve benzeri atıkları sadece birkaç saniyenizi harcayarak alıp çöpe atabilir, evde o an kullanılmayan odaların ışığını geçerken kapayabilirsiniz.

Yeşil hayatın en önemli unsurlarından biri olan paylaşımın farklı boyutlarını keşfetmek için fırsatlar yaratabilirsiniz. Yeteneklerinizi çevrenizdekilerle paylaşmanın en kolay yollarından biri, vakit buldukça iş yerinizde belli konuda zorlanan bir meslektaşınıza yardım eli uzatmak; mahallenizdeki çocuklara bisiklete binmeyi, uçurtma uçurtmayı öğretmek; ister yemek yapma ister herhangi bir el işi olsun, yapmaktan zevk aldığınız bir aktiviteyi ilgilenen arkadaşlarınızla vakit geçirirken onlara da göstermek olabilir...

Ülkemizde sokak veya barınaklarda pek de iyi şartlar altında yaşamayan hayvanları evlat edinerek onların size sunacağı karşılıksız sevginin tadına varabilirsiniz. Yeni çocuk sahibi olmuş arkadaşlarınıza doğal malzemelerden hazırlanmış bebek ürünleri, kendi bahçenizde yetiştirdiğiniz meyve ve sebzelerden hazırladığınız ilaçsız yiyecekler hediye ederek dünyaya yeni gelmiş bebeğin hayata sağlıklı bir başlangıç yapmasına katkı koyabilirsiniz. Aile kurmaya hazırlanan genç çiftlere ne kadar kullanılacağı belli olmayan gereksiz ev eşyaları almak yerine bir fidan hediye edebilirsiniz.

Yeşil yaşamla gelen sağlıklı seçimlerden bir diğeri kişisel bakım ürünleri konusunda bilinçli seçimler yapmak. Bugün kullandığımız nerdeyse tüm temizlik ürününde bulunan zararlı kimyasallar derimiz darafından emilip hızla kanımıza karışıyor. Peki mikroplardan arınma amaçlı günde en az 4-5 kere yıkadığımız ellerimizi temizlemek için kullandığımız sıvı sabunların içerdiği zararlı maddelerin farkında mısınız? Bunların başında gelen LABSA (lineer alkil benzen sülfonik asit) veya sterisol gibi kanserojen maddelerin vücudunuza girmesini engellemek istiyorsanız, ya tamamı ile organik ürünlere yönelebilir ya da kendi sabununuzu kendiniz hazırlayabilirsiniz.

Evinizin rahat ortamında kolaylıkla hazırlayacağınız sıvı sabun için tek ihtiyacınız olan  bir kalıp zeytinyağlı saf sabun, 1 yemek kaşığı bal, 1 çorba kaşığı gliserin, ve su. İşe sabun kalıbını çukur bir kaba rendeleyerek başlayabilir, daha sonra üzerine kaynamış bir bardak suyu dökebilir ve iyice karıştırabilirsiniz. Sıcak suda eriyen sabun karışımınıza 3-4 bardak daha sıcak su ekleyerek karıştırmaya devam ederken, bal ve gliserini de katabilirsiniz. Karıştırıldıkça krema kıvamına gelen sıvı sabununuzu bir huni kullanarak boş bir pompalı sıvı sabun şişesine yerleştirebilir ve burada katılaşması için bekletebilirsiniz.

Evde daha sağlıklı bir ortam hazırlamak için günlük hayatta sıkça kullandığınız cep telefonu, bilgisayar ve tüm diğer elektronik aletlerin yaydığı radyasyondan daha az etkilenmek için birkaç basit değişiklik yapabilirsiniz. İlk olarak cep telefonunuzu muhakkak kulaklıkla kullanmaya ve mümkün oldukça vücudunuzdan uzak tutmaya çalışın. Özellikle anne karnındaki bebekler ve çocukların radyasyondan en çok etkilendiğini unutmayarak, onların bulunduğu ortamlarda elektronik kullanımınızı en aza indirmekte yarar var. Yurtdışında geliştirilmiş, etraftaki elektromanyetik dalgaları etkisiz bırakan ve bu şekilde radyasyonun olumsuz etkilerini ortadan kaldıran türlü kıyafet ve battaniye gibi ürünleri araştırarak özellikle bebeklerinizin ve çocuklarınızın zararlı radyasyondan korunmasını mümkün kılabilirsiniz.


Çise Ünlüer (16 Haziran 2013)
ciseunluer@gmail.com

 
YEŞİLE DÖNÜŞ | ÇİSE ÜNLÜER | GREEN IT